kahve ve sigara

ama müzik güzel

"aaaaaaaa da da da weyt", iletişimde sınır tanımayan nadejda arabesklendirilmiş gecelerimizde gencebay'ın yeri kalmamış artık, rakı bile sevmez, sevdiremez olmuş kendisini. devam etmeden bir not düşmeli diye düşündüm, internet üzerinde kaptığım bu kişisel blog köşesi sözlerin henüz toparlanmamış, süzgeçlenmemiş, makyajlanmamış "çıplak halleri"ni içermektedir; sığlık, derinlik ayarları yapılmamıştır. altta yatan bilincin yavaş (ve keyifli) intihar girişimi mi acaba…

saçmalama alanı buraları

"dude", big lebowski (1998) sakallarım isyanda, "koyverdun gittun beni...", maziye karışır sevda yemini, aklıma takıldı, anlık bir düşünce işte, "faşizmin sınırı var mı lan?", "varto'da çıplak öldürülmek" mesela, neresinde o sınırın, en ağır sözleri dünyanın, en güzel sözlerini yazandan gelmedi mi, "bence artık sen de herkes gibisin", değil misin?, "tanrılar" diyor ingvar abi, "bir yerlerde…

yakışmaz mıydı bukowski’ye rakı kadehi

notlar tutmuş pis moruk, ipe sermiş hepimizi. alınma üstüne, sen yoksun anılarında, ya da çoksun, kim bilir, kime ne, o bizi hiç sevmedi ki, kaçtı hep, gördüğü sahteliğimizden, sahi, biz niye sevdik o zaman? niye hiç alınmadık üstümüze küfürlerini? başkalarına mı savurduğunu düşündük hepsini? kim o başkaları? bizden başka? "bu insanların yüzlerinin ne kadar çirkin, kasvet…

gönlümüz bir buluttur duygular yosun tutmuş

"hee mecnun, sen kimsin ulan?", leyla ile mecnun, bölüm 6 konur sokak'taki imge kitabevi'ne her gittiğimde aklıma düşer, sanırım bizim kuşaktan olup da öğrenciliği ankara'da geçmiş olan kimse yoktur ki oraya hala borcu olmasın. öğrenciyiz işte, parasız pulsuz zamanlar yani, ne yapalım, mahalle bakkalından alışveriş yapar gibi, yazdırıyoruz aldığımız kitapları, taksit taksit de ödemeye çalışıyoruz. böyle…

allah kimin belasını verse

viyana’dayız, tramvayda, konuşuyoruz bir yandan, hemen arkamızda oturan yaşlıca bir adam kafasını uzatıp “gezmeye mi geldiniz?” diye sordu, az buçuk bir tanışma faslından sonra da sanki pimini çektiğimiz bomba gibi patladı bir anda, başladı saydırmaya, avusturyalılar hakkında, “insan değil bunlar insan, hayvandan beterler, allah hepsinin belasını versin bunların…”, durmak bilmiyor. istanbul’dayım, takside, çekilmez muhabbetlerin ortasında,…

paris gecesi

can sıkıcı ve saçma schengen kuralları yolumu viyana öncesi paris'e düşürdü, bol zamanım olsaydı şikayetim olmazdı ya, tek gece de fena değildi işte, elde bavul, sırtta fotoğraf makineli, dizüstülü çanta, ilk ve son durak gecenin bir vakti "latin quarter", notre dame'nin az berisindeki birkaç cadde üstü bar ziyareti, susmak bilmeyen sarhoş ve de otçul abi, caz…

kiev günlükleri, 6

(yarım kaldı bu yazı, şehir ve iş değişikliği, taşınma, şu bu derken, bitemedi, yazdığım kadarıyla dursun bir kenarda...) --- aynı şehre sevdalanmışız nazım'la, o hızlı davranmış, oysa ben yazacaktım bu sözleri :) kapısından girer girmez o dakka, o saniye gözlerini görür görmez birden sevdalandım kiyef şehrine (nazım hikmet) zagrep için yazmıştım "bir şehri sevmiş olmanın en…