kahve ve sigara

paris

allah kimin belasını verse

viyana’dayız, tramvayda, konuşuyoruz bir yandan, hemen arkamızda oturan yaşlıca bir adam kafasını uzatıp “gezmeye mi geldiniz?” diye sordu, az buçuk bir tanışma faslından sonra da sanki pimini çektiğimiz bomba gibi patladı bir anda, başladı saydırmaya, avusturyalılar hakkında, “insan değil bunlar insan, hayvandan beterler, allah hepsinin belasını versin bunların…”, durmak bilmiyor. istanbul’dayım, takside, çekilmez muhabbetlerin ortasında,…

paris gecesi

can sıkıcı ve saçma schengen kuralları yolumu viyana öncesi paris'e düşürdü, bol zamanım olsaydı şikayetim olmazdı ya, tek gece de fena değildi işte, elde bavul, sırtta fotoğraf makineli, dizüstülü çanta, ilk ve son durak gecenin bir vakti "latin quarter", notre dame'nin az berisindeki birkaç cadde üstü bar ziyareti, susmak bilmeyen sarhoş ve de otçul abi, caz…